In the historical and fertile lands of Karabük,

Unforgettable
an autumn
The Tale

UNESCO World Heritage You know the historical streets of Safranbolu. But what about the land that gives life to those streets?

It's for you, Karabuk's villages, centuries-old vineyards and purple fields where the world's most precious spice grows.

This route is not just a trip; it is a journey that you will touch, taste and be a part of. deneyim turizmidir.

Vintage Experience

Tarihi konakları ve otantik sokaklarıyla büyüleyen Safranbolu’nun aynı zamanda köklü bir bağcılık kültürüne ev sahipliği yaptığını biliyor muydunuz? Bölgede bağcılık tarihinin Geç Roma dönemine kadar uzandığı, üzerinde asma dalları ve üzüm salkımları betimlenmiş kabartmalı taşlar gibi arkeolojik buluntularla kanıtlanmıştır. Safranbolu denildiğinde akla ilk gelen ve kentin safran ve lokumla beraber “üç güzeller”inden biri olan Çavuş üzümü, bu eşsiz kültürel kimliğin ayrılmaz bir parçasıdır.

Eylül ayının ortalarından itibaren olgunlaşmaya başlayan bu muhteşem lezzet, sonbaharın ilk günlerinde bağlarda hummalı bir bağbozumu coşkusuna dönüşür. Rotanızı bu mevsimde Safranbolu’ya çevirirseniz, sadece sararan yaprakların sunduğu görsel şölene değil, nesillerdir yaşayan otantik bir hasat ritüeline bizzat ortak olursunuz. Alt katları şırahane (üzüm işleme alanı) olarak tasarlanmış o asırlık görkemli bağ evlerinin avlularına adım attığınızda, havaya karışan taze üzüm şırası ve odun ateşinde kaynayan pekmez kokuları sizi karşılar. Yöre halkının neşeli telaşına karışarak asmalardan salkım salkım Çavuş üzümü toplayabilir, şırahanelerdeki telaşa ve kazanların başında edilen sıcak sohbetlere katılarak bu köklü geleneğin sadece izleyicisi değil, yaşayan bir parçası olabilirsiniz.

Saffron Harvest Experience

Tarihi konakların gölgesinde, Çavuş üzümünün bağlardaki tatlı telaşı yerini yavaş yavaş sonbaharın serin rüzgarlarına bırakırken, Safranbolu’da çok daha narin ve efsunlu bir başka hasat başlar. Kente adını veren, ağırlığının yüz bin katı suyu o meşhur sarı rengine boyayabilen mucizevi bitki safran, toprağın altından yüzünü gösterir. “Kırmızı altın” olarak da bilinen bu efsanevi çiçek; sadece dünyanın en değerli baharatı değil, aynı zamanda bu kentin çayına, lokumuna ve ruhuna işleyen asırlık bir mirastır.

Gerçek bir gezgin için safran hasadı, sıradan bir tarım faaliyetinden ziyade, doğanın uyanışına eşlik edilen meditatif bir ritüeldir. Ekim sonu ile Kasım ayının ilk haftalarında, gün henüz ağarırken ve sonbahar sisi vadinin üzerini ince bir tül gibi örtmüşken tarlalara doğru yola çıkılır.

Güneşin ilk ışıkları toprağa değdiğinde, çiğ damlalarıyla bezenmiş zarif, mor yapraklı safran çiçekleri adeta görsel bir şölen sunar. Bu çiçekleri toplamak için acele etmek gerekir; çünkü safran, güneş ışınlarını tam olarak almadan, o sabah serinliğinde toplanmalıdır. Yöre halkıyla omuz omuza verip, toprağın nemli kokusunu içinize çekerken sepetinizi bu mor mucizelerle doldurmak, sizi bu tarihi kentin sessiz ama derinden atan kalbine bağlar.

Vinegar Making Experience

Bağbozumu coşkusunu ve safranın o narin hasadını geride bırakırken, Anadolu’nun tarihi konaklarının alt katlarında, serin ve loş mahzenlerde bambaşka bir simya başlar. Bağların altın sarısı incisi Çavuş üzümlerinin, zamanın ve sabrın ellerinde şifalı bir iksire dönüştüğü geleneksel sirke yapımı, bir gezgin için sadece bir gastronomi durağı değil, yaşayan bir fermantasyon müzesine adım atmaktır.

Güneşin ısıttığı sokaklardan sıyrılıp asırlık bir konağın taş kilerine adım attığınız anda, hava aniden serinler. Sizi ilk karşılayan, burnunuzun direğini hafifçe sızlatan, keskin ama bir o kadar da meyvemsi ve iştah açıcı o ferahlatıcı kokudur. Loş ışığın altında yan yana dizilmiş toprak küplerin ve ağzı beyaz tülbentlerle kapatılmış devasa cam kavanozların arasında dolaşırken, zamanın burada nasıl yavaşladığına şahitlik edersiniz. Eğilip kulağınızı küplere yaklaştırdığınızda duyduğunuz hafif baloncuk sesleri ve çıtırtılar, meyvelerin form değiştirip sirkeye dönüşürken çıkardığı o gizemli yaşam belirtisidir.

pekmez Yapımı Deneyimi

Safranbolu’nun loş mahzenlerindeki o keskin sirke serüveninden sonra, avlulardan yükselen tatlı bir duman kokusu sizi dışarıya, güneşin ve ateşin ısıttığı bambaşka bir telaşa çağırır. Sonbaharın o hafif serin havasında, bağların ince kabuklu, altın sarısı Çavuş üzümleri bu kez en tatlı mirasa, o meşhur pekmeze dönüşmek üzere dev bakır kazanlarla buluşur. Bir gezgin için pekmez kaynatma merasimi sadece bir lezzetin doğuşunu izlemek değil; ateşin, toprağın ve emeğin etrafında şekillenen sıcacık bir Anadolu imecesine ortak olmaktır.

Bağbozumunda sepet sepet toplanan o eşsiz Çavuş üzümleri, konağın avlusundaki şırahanelere döküldüğünde etrafı baş döndürücü, taze bir üzüm kokusu sarar. Bu aşamada kenarda durmak yerine yöre halkının o neşeli telaşına karışıp, özel çizmelerle o tatlı Çavuş üzümlerini ezerek şırasını çıkarma ritüeline dahil olabilirsiniz. Avluda yankılanan tatlı sohbetlere karışan şıranın sesi, hasadın en saf ve coşkulu melodisidir.